14 Mart 2012 Çarşamba

Love



English Home'un önünden geçerken love vitrinden bana göz kırpınca, hemen içeriye girip onu alıp yoluma öyle devam ettim. Ofisten çıkınca 50 m ileride bu mağazanın olması da benim şansım,  hergün uğramasam bile vitrinine göz atmak yetiyor :) İçeri  girincede orda çiçekli nevresimler, yumuşacık battaniyeler ile süslenmiş yatağa uzanmaktan kendimi zor alıkoyuyorum. Nasılda rahat ve şirin gözüküyor.
  Şimdilik love rafta oturuyor, ama onun için dar raflardan alıp, üstünde duvara yaslayacağım, bunun içinde bir Ikea gezisi şart :)

 


Baykuşları fazla sevmem ama bununla aşk yaşıyorum. Hatta elime alıp bu boyutlarda ama canlı olsan diye aklımdan da geçirdim. Evde pıt pıt yürüdüğünü hayal ediyorumda, çok şeker. Böyle canlanmasını istediğim bir kaç tane daha süsüm var, düşüncesi çok güzel geliyor ama gerçekleşirserse de fazla yaşamam herhalde.

12 Mart 2012 Pazartesi

İyi Haftalar Olsun


Bu sene yoğun geçen kar yağışından sonra bahara duyduğum özlem arttı.  Çiçeklerin açmasını beklemeden eve baharı getirelim dedim. Gönlüm her hafta taze çiçeklerle vazoyu doldurmayı istesede, bunu uygulamayacağımı bildiğimden şimdilik yapma çiçeklerle idare ediyorum. Gerçeğe yakın görüntüleriyle bu çiçekeleri ben çok sevdim :)



Orda mı dursa, burda mı dursa derken, evin içinde bir süre gezdirdikten sonrada yerini belirledim. baktıkça bana huzur verince, burdada yerini alsın istedim.  Bugün hem pazartesi, hemde yağmur var hava bizi sendroma sokmaya çalışsada, baharı düşünüp canlanalım, iyi haftalar .)

9 Mart 2012 Cuma

Araf



Kitabın konusunu okuyunca, bu kitabı bekletemeden okuma listesmin ilk sırasına koydum. Anlatım dili ve konusu ile, son zamanlarda okuduğum kitaplardan farklıydı. Aliede ile tanıştığım ilk birkaç sayfa da anlatım dilinden dolayı biraz sıkılsamda, Zara ile karşılaşması ile kitap akıcı bir şekilde ilerliyor.

Kitabın konusu kısaca: Çiftlik evinde tek başına yaşayan yaşlı Aliide Turu bahçesinde yaralı bir kız bulur. Önce kararsızken kızı biraz sorguladıktan sonra evine davet eder. Zara, kocası ile kavga ettiğini ondan kaçtığını söylesede, sakladığı pek çok şey vardır. Bu evde olması bir tesadüf değildir.



Estonya'da  1992 yılında başlayan kitap; anılarla 1940 - 1950 yıllarına gidiyor. Komünizm yıllarına, halkın bağımsızlık arayışlarına, acı çeken ailere tanıklık ediyoruz. Kadınların bedenlerindeki yaralar geçsede, ruhlarında açılan yaralar yıllar geçsede kapanmıyor.
 
Tavsiye edeceğim güzel bir kitap, okuyanların yorumlarınıda merak ediyorum.

7 Mart 2012 Çarşamba

Yaptıklarım, Yapamadıklarım


Örülmeyi bekleyen şalım varken,  bahsettiğim kanaviçeye başladım. Her akşam işlemeye zamanım olmadığı için yarısını ancak bitirebildim.  Bu iş gerçekten çok zevkliymiş, yeni modeller aramaya başladım bile. Bir dahakini becerebilirsem şablondan bakıp sayarak yapacağım. 

Bendeki istekler bitmiyor, ahşah boyamaya başlamak istiyorum. yapacağım şeyleri belirledim, hatta malzemelri neerden alacağımı bile buldum. Ama sıralamam sanırım yanlış, öncelikle güzel bir kurs bulmak gerekiyor.  

Bir de 2 yıl önce babannemden dikiş makinasını almıştım. Beraber bir elbise dikmiştik. Benim hiç bilgim olmadığı için kendi kendime dikişi geliştiremedim. Burda dergileri bence sadece bilenlere yönelik, çoğu terimi bile anlayamadım. Kumaşlar dergiler hazır ama dikecek kimse yok :( Kurslarında çoğu stilikstlik modelistlik üzerine, ben basit bir temel dikiş kursu aradım ama bulamadım :( babennemden ders alsam dedim ama ya benim işim uymuyor yada o evde olmuyor.

Bunları yapamamanın en önemli nedeni ise çalışıyor olmak. Haftasonları herşeye vakit ayırmak için yeterli olmuyor. Çalışmayıp evde hobileri ile zaman geçirenlere çok özeniyorum. İlkokula başlamadan önce bile çalışacağımdan mesleğimden bahseden, el işlerini sevmeyen ben 30 yaştan sonra sanırım değiştim. Yada özel sektörde geçen yıllar insanı değiştiryor.

5 Mart 2012 Pazartesi

Cennet Gibi




İnşaatı yeni bittiğinde önünden geçerken "buraya kim gelir ki?" demiştim. Sonra açıldıktan sonra tekrar önünden geçtiğimde otaparkın doluluğunu görünce "bu ne kalabalık, burda ne var ki böyle?" demiştim. Sonra ilk defa gittiğimmizde çok ucuz olduğunu gördüm. Pazar günü tekrardan gittik. Bizim gibi Avrupa yakasında oturanlar için biraz uzak olsada senede bir-iki defa gitmeye değer.

O kadar çok mağaza varki hepsine bakmadığımız halde gezmek 5 saatimizi aldı. Fiyatlar çok uygun, mesela Mango'dan aldığım 5 parça kıyafetin ilk etiket fiyatına göre toplam 355 Tl tutarken, sadece 51 TL ödedim :)) sonra sezon başından beri aradığım modeldeki bir eteği 14 TL'ye buldum.  Fiyatlar anlatmakla bitmez, gidip bir bakmanız gerek. 

Şehiriçinde de pek çok outlet avm var ama bence burası daha ucuz. Alışveriş sonrasında,lunaparkda eğlenebilir, pony clu'a geçebilir yada carting de yarışabilirsiniz. Ya da ördekleri izleyerek kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Açık alanda olduğu için, sokakda dolaşıyormuşsunuz gibi olması güzel ama yağmurda, karda gidilmez tabi :) Giderseniz yorumlarınız bekliyorum :)

İyi haftalar olsun bize :)

Bu kadar anlatıp ismini yazmamak :(   Alışveriş merkezi Kurtköy'de "Via Port"
Yorumda sorulmasa hala farkında değilim.

*Fotoğraf web sitesinden.

2 Mart 2012 Cuma

Gizli Anların Yolcusu


Haftanın en güzel gününü bir kitapla taçlandıralım. Farklı bir konuya değinince bu kitap Ayşe Kulin'in en çok konuşulan kitaplarının başında gelmeye başladı. Çoğu yazarın yazmaya yanaşmayacağı, tepki alır mıyım diye düşüneceği  bir konuda yazmasını sanırım özgüvenine borçlu. 

İki erkeğin aşkını okumak benim için bir ilkti. Şahsen insanların özgürce tercihlerini yaşamasından yanayım.   Okuduğumuz, duyduğumuz haberlere göre tercihini mecburiyetten saklayan, baskılar sonucu evlenmek zorunda kalıp gizlice ikinci bir hayat yaşayan çok fazla insan var. Böylece hem kendileri, hemde evlendikleri kişi bir yalanı yaşamaya mahkum oluyor. Herkes birbirine karşı hoşgörülü olsa bu durumlarda yaşanmaz.

İlhami'nin durumu ise biraz daha farklı, onun terichi evlendikten sonra değişiyor.  Onu anlamaya çalışsamda evli bir kadın olarak Eda'nın yerinde olmak istemem, o durumda hoşgörülü olmak oldukça zor. Kocanızın, çocuğunuzun babasının  bir başka adama aşık olduğunu öğrenmekten daha zor bir durum azdır. Kitap genel olarak iyide olsa, sonunu çok beğenmedim, arada bitirilmiş gibi. Devamını yazacak diye düşündürüyor.

Keyifli neşeli tatiller :)

29 Şubat 2012 Çarşamba

Ördüm,Örüyorum....

Daha önce el işlerine olan ilgisizliğimden heleki örgü sevmediğimden bahsetmiştim. Etrafta böyle bilinince ufacık birşey yapınca herkes şaşırıyor. Geçen sene ördüğüm battaniye  ailede hala konuşuluyor. Bende boş durmayıp örmeye devam ettim.


Bu senede yıllar önce bir heves başlatıp kenarda bekleyen atkımı bitirdim. Saç örgüsü keyifliymiş :)



Bu sene bol bol boyunluk/snood ördüm. Ördükten sonra en güzel kısmı süslemekti, küçük dantellerler, boncukla süsledim. Ama çoğunu hediye verince, kendime hiç kalmadı. Bende aşkıma ördüğüme el koydum. Ona yenisini öreceğim.


Sonra ablam bana yukarıdaki şalı başladı, hep aynı şeyi örüyormuşum biraz farklı olsunmuş. İyi hoş ama bu ör ör bitmiyor. Boyunluklar 2 günde bitiyordu, devamlı farklı renge geçiyordum. Şalı ördüm ördüm, yarısını biraz geçtim sonrada kenara kaldırdım. Kanaviçeye başladım, şal sanırım biraz bekleyecek. Halbüki ben battaniye örmüş insanım :) ama anladım ki battaniyede olsa motif motif olunca, parça parça bitirmek bana kolay geliyor. Uzun zaman alan tek parça örülen şeyler beni biraz sıkıyor. Eee şimdi baharda geliyor, bunun bitmesi sanırım seneye kalacak.