22 Mart 2012 Perşembe

Tütsü Yakalım


Üniversite yıllarından kalan bir alışkanlığımda tütsüler oldu. Yoğun kokular beni ilk başlarda tıkarken, hafif kokular sayesinde alıştım. Eşimde sevince evimizden tütsü eksik olmadı. Odaya yayılan mis gibi kokusu sayesinde kahve içip günün yorgunluğunu atmak güzel bir feyif.


 Oda spreylerinden daha güzel, kokulu mumlar ise pek işe yaramıyor. Tütsülerde ise,  çok çeşit ve çok farklı kokular varki, sevmem demeyin bir deneyin, zevkinize uygun bir koku mutlaka vardır :)

20 Mart 2012 Salı

Güneşli Ama Soğuk Bir Hava


Güne sporla başlayıp, sonrasında güneşe aldanıp sahile inelim dedik. Ama Cumartesi günü İstinye sahili buz gibiydi.  Esen rüzgar yüzünden makina sallandı, fotoğraflar çok net olamadı :( Yeniköy'e kadar bile yürüyemeden dönmek zorunda kaldık. Bu geziyi o yüzden saymıyorum, birde İstinye sahili bana çok güzel gelmiyor.


Sahilde yürürken Boğazı seyrederken, arada  yalıları, konakları izlemeyide seviyorum. Böylesine müthiş bir manzaraya ait bir evde yaşamak ne güzel bir lüks. Kempinski Çırağan Hotel'de konaklattığımız bir grubumuz olmuştu. Boşa çıkan oda sayesinde,  1 gece otelde kalma şanşım oldu. Sabah gözlerini açıp, yataktan  kalkmaya gerek kalmadan Boğaz'ı seyretmenin zevkini yaşamıştım.  Mesleğimin arada böyle güzel avantajları oluyor :)


 Spor, kısada olsa yürüyüşten sonra ısınmak için kahve, enerji içinde tatlı yemek gerekti. Kahve Dünyası'nın bönkörlüğünüde seviyorum, masadaki drajeler,kaşık çukulatalar  kalorili olsada yemesi güzel :)

16 Mart 2012 Cuma

Uyuyana Kadar


Bu kitabın konusu ilgimi çekmişti, daha sonra hakkındaki olumlu yorumlarıda okuduktan sonra almadan olmazdı. Sonu süpriz olmasada, ben kitabı genel olarak beğendim, sürükleyici bir kitap.

Konusu ise kısaca; Christine geçirdiği bir kazadan sonra; son 20 yıla ait anılarını ve çoğu çocukluk anılarını kaybetmiştir. Her sabah, nerde olduğunu bilmeden, kendini bazen çocuk, çoğu zamanda  20'li yaşlarının başında sanarak uyanmaktadır. Ve yanında yatan bir adam vardır. Yanındaki adam, fotoğraflarla kısaca olanları anlatıp, kocası olduğunu hatırlatır. Christine kocasının anlattıklarıyla yetinmeyip, bütün anılarına ulaşmaya çalıştıkça evdeki dengeler de değişir.



Kitabın konusunu ilk okuduğumda bana; Adam Sandler ve Drew Barrymore'un oynadığı 50 İlk Öpücük adlı filmi hatırlattı. Film, kitabın aksine romantik komedi ve çok eğlenceli bir film. Lucy'de anılarını kaybetmiştir, her sabah uyandığında aynı günü yaşamaktadır. Henry Lucy'e aşık olur, hergün kendini tekrardan tanıtıp aşkını kazanmaya çalışır ve  eğlenceli bir film başlar :) 

Güneşin yüzünü gösterip içimizi ısıtacağı keyifli bir hafta sonumuz olsun :)

14 Mart 2012 Çarşamba

Love



English Home'un önünden geçerken love vitrinden bana göz kırpınca, hemen içeriye girip onu alıp yoluma öyle devam ettim. Ofisten çıkınca 50 m ileride bu mağazanın olması da benim şansım,  hergün uğramasam bile vitrinine göz atmak yetiyor :) İçeri  girincede orda çiçekli nevresimler, yumuşacık battaniyeler ile süslenmiş yatağa uzanmaktan kendimi zor alıkoyuyorum. Nasılda rahat ve şirin gözüküyor.
  Şimdilik love rafta oturuyor, ama onun için dar raflardan alıp, üstünde duvara yaslayacağım, bunun içinde bir Ikea gezisi şart :)

 


Baykuşları fazla sevmem ama bununla aşk yaşıyorum. Hatta elime alıp bu boyutlarda ama canlı olsan diye aklımdan da geçirdim. Evde pıt pıt yürüdüğünü hayal ediyorumda, çok şeker. Böyle canlanmasını istediğim bir kaç tane daha süsüm var, düşüncesi çok güzel geliyor ama gerçekleşirserse de fazla yaşamam herhalde.

12 Mart 2012 Pazartesi

İyi Haftalar Olsun


Bu sene yoğun geçen kar yağışından sonra bahara duyduğum özlem arttı.  Çiçeklerin açmasını beklemeden eve baharı getirelim dedim. Gönlüm her hafta taze çiçeklerle vazoyu doldurmayı istesede, bunu uygulamayacağımı bildiğimden şimdilik yapma çiçeklerle idare ediyorum. Gerçeğe yakın görüntüleriyle bu çiçekeleri ben çok sevdim :)



Orda mı dursa, burda mı dursa derken, evin içinde bir süre gezdirdikten sonrada yerini belirledim. baktıkça bana huzur verince, burdada yerini alsın istedim.  Bugün hem pazartesi, hemde yağmur var hava bizi sendroma sokmaya çalışsada, baharı düşünüp canlanalım, iyi haftalar .)

9 Mart 2012 Cuma

Araf



Kitabın konusunu okuyunca, bu kitabı bekletemeden okuma listesmin ilk sırasına koydum. Anlatım dili ve konusu ile, son zamanlarda okuduğum kitaplardan farklıydı. Aliede ile tanıştığım ilk birkaç sayfa da anlatım dilinden dolayı biraz sıkılsamda, Zara ile karşılaşması ile kitap akıcı bir şekilde ilerliyor.

Kitabın konusu kısaca: Çiftlik evinde tek başına yaşayan yaşlı Aliide Turu bahçesinde yaralı bir kız bulur. Önce kararsızken kızı biraz sorguladıktan sonra evine davet eder. Zara, kocası ile kavga ettiğini ondan kaçtığını söylesede, sakladığı pek çok şey vardır. Bu evde olması bir tesadüf değildir.



Estonya'da  1992 yılında başlayan kitap; anılarla 1940 - 1950 yıllarına gidiyor. Komünizm yıllarına, halkın bağımsızlık arayışlarına, acı çeken ailere tanıklık ediyoruz. Kadınların bedenlerindeki yaralar geçsede, ruhlarında açılan yaralar yıllar geçsede kapanmıyor.
 
Tavsiye edeceğim güzel bir kitap, okuyanların yorumlarınıda merak ediyorum.

7 Mart 2012 Çarşamba

Yaptıklarım, Yapamadıklarım


Örülmeyi bekleyen şalım varken,  bahsettiğim kanaviçeye başladım. Her akşam işlemeye zamanım olmadığı için yarısını ancak bitirebildim.  Bu iş gerçekten çok zevkliymiş, yeni modeller aramaya başladım bile. Bir dahakini becerebilirsem şablondan bakıp sayarak yapacağım. 

Bendeki istekler bitmiyor, ahşah boyamaya başlamak istiyorum. yapacağım şeyleri belirledim, hatta malzemelri neerden alacağımı bile buldum. Ama sıralamam sanırım yanlış, öncelikle güzel bir kurs bulmak gerekiyor.  

Bir de 2 yıl önce babannemden dikiş makinasını almıştım. Beraber bir elbise dikmiştik. Benim hiç bilgim olmadığı için kendi kendime dikişi geliştiremedim. Burda dergileri bence sadece bilenlere yönelik, çoğu terimi bile anlayamadım. Kumaşlar dergiler hazır ama dikecek kimse yok :( Kurslarında çoğu stilikstlik modelistlik üzerine, ben basit bir temel dikiş kursu aradım ama bulamadım :( babennemden ders alsam dedim ama ya benim işim uymuyor yada o evde olmuyor.

Bunları yapamamanın en önemli nedeni ise çalışıyor olmak. Haftasonları herşeye vakit ayırmak için yeterli olmuyor. Çalışmayıp evde hobileri ile zaman geçirenlere çok özeniyorum. İlkokula başlamadan önce bile çalışacağımdan mesleğimden bahseden, el işlerini sevmeyen ben 30 yaştan sonra sanırım değiştim. Yada özel sektörde geçen yıllar insanı değiştiryor.