11 Nisan 2011 Pazartesi

Emirgan'da bir ilk


İstanbul'da olupta Emirgan Korusu'na gitmemek olmaz. Geçen sene burada bahsetiğim gibi artık laleri solmadan görebiliyorum :) Gecen sene gittiğimizde Canon'nu almamıştık, orada grup halinde çekim yapanları görünce dahada özenmiştik. Artık makinamız var ama  ağırlık olmasın diye makinayı almadık. Bu makinaların tek dezavantajı da bu sanırım. Ama laler solmadan tekrardan gitmek için bir bahanemiz oldu :)


Fotoğrafları telefonla çektiğim için, büyütmedim çünkü bozuluyorlar. Hem fotoğraflarla yetinmek olmaz, uğramamazlık etmeyin. Ağaçların arasından boğaz manzarası ve renk renk çiçekler görülmeye değer.


Haftalardır bir hayalim vardı. Kahvaltılıklarımızı alıp aşkımla başbaşa piknik yapmak. 7.5 yıllık evliliğimiz de bir ilki gerçekleştirdik ve diyet kahvaltımızla pikniğimizi yaptık. Köşklerde saatlerce sıra beklemektense bu çok daha pratik ve zevkli oldu. Cumartesi gününün hava durumundan ders alıp erken saatlerde gidince yağmura da yakalanmamış olduk. Sonrasında spor ve yüzme ile haftasonunu sonlandırdım. Tabi sevgili Meyracım sende aklımdaydın :)

8 Nisan 2011 Cuma

Cumaaa



"Bugün Cuma enseni kapa" diyerekten enseye hafif bir şaplak ilkokul yıllarının en genel şakalarından biriydi. O yaşlarda da el şakası sevmememe rağmen içinde "Cuma" kelimesi geçince genede neşeli bir hal alıyordu. Cuma günleri neşeliyken bu söz aklıma gelir.

Eskiden yabancı bir dizi vardı, kız parmağı ile zamanı donduruyordu. Bende Cuma günü zamanı dondurup hep o günde kalmak isterim.Şahsen hiç sıkılmam :))

Nisan geldi nihayet güneş açtı ama ben deniz kenarında açık havada kahvaltı etmeden bahara girmiş gibi hissedemiyorum. Yağmur yağmazsa bu hafta belki bende baharı yaşamaya başlayabilirim.

Herkeze bol güneşli güzel bir hafta dilerim

Not: karikatür webden.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Darüşşafala Life Gym ile Sağlıklı Günlere Başlangıç



Spor maceram okul yıllarında 1 ay üye olduğum fitness salonu ile son bulmuştu. 2 hafta gidip kalanı es geçince bir daha düşünmedim. Ama Darüşşafaka Life Gym'nin önünden her geçtiğimde açık havuzu beni cezbediyordu, eşim yanaşmadığı için tek başıma üye olmak da cazip gelmedi.

Eşim  diyetsiyen eşliğinde Kasım Ayın'da  diyete başladı ve bugün itibarı ile toplamda 32 kilo verdi. ( diyetisyen ile ilgili detayları ilgilenen olursa bildiririm işinde çok iyi ) Eşimde artık sağlıklı yaşama adım attı ve spor onun içinde gerekli ve zevkli bir uğraş haline geldi. Evde denedik ama pek istikrarlı olmuyor.

Bize yakınlığı açısından Life GYm ve İstinye Park Hillside'ı gezdik. Geniş bir alana kurulu olması fitness alanının ferahlığı ve kapalı açık havuzunun büyüklüğü nedeni ile Life Gym bizim tercihimiz oldu. Üyelik hafta sonu başladı sporda bugün başlayacak.

Hafta sonu ise devamlı spor mağazalarını gezdik, eşofmanları sadece evimde giydiğim için fazla birşeyim yoktu. Adidas, Nike vb mağazaların fiyatlarını gördükten sonra Koton, Bershka gözüme çok çok ucuz hale gelmeye başladı. Bir atlet tshirt 50 - 75 fiyat aralığında. Almadım tabi ama ayakkabı, çanta, eşofman, tshirt e tabi X 2 kişi olunca tüm bütçeyi spora malzemerine yatırdık.



Kilo problemim olmasada hatta geçen hafta 2 kilo daha verip en zayıf halime ulaşmış olsam da; bende sağlıklı ve sıkılaşmış olacağım ve en sevdiğim spor olan olan yüzmeyi her zaman gerçekleştirebileceğim :)) Tabi stüdyo dersleri de ilgimi çekmiyor değil :)

3 Nisan 2011 Pazar

Romentik Komediden Şiddete

İnsannın kendi kendine nazarı değer mi? benim maalesef değiyor. Son zamanlarda romentik komedi tadında yaşıyordum ( burda maşallah diyelim :)) Herşer yolunda gidiyor, hayatımın mutlu bir dönemindeyim herşey istediğim gibi gidiyor. Hani filmlerde esas kız caddede kolunda alışveriş poşeti yüzünde bir gülümse ile sekerek dolanır ya aynen bende öyleyim. Özel bir sebep de yok ama en büyük etken bana mutluluk veren eşimin arka arkaya yaptığı süprizler ve işimde beklediğim olumlu gelişmeler.

Hayat bana böyle toz pempeyken önce gazetede 3 çocuğu öldüren katilin ifadesi ile pembeler kaybolmaya başladı.   Böylesine  idam cezası bile hediye olur işkence çekerek öldürülmeli. Ama idam cezasının geri gelmesi  mantıklı bir seçenek gibi gelmiyor çünkü haksız yere hapis yatıp masum olduğu yıllar sonra anlaşılan insanlar var. Hem bence ölüm kolay yol, ömür boyu hapis cezası ise en güzel ceza.

Başka bir olayla  Cuma sabahıma  gölge düştü. Otobüste bayanın  ileri git biraz uzaklaş dediği genç bir adam zıvanadan çıktı. El kol hareketi ve konuşma biçimi ile adam olmadığı belli zaten. Kadında susmadı kendini ifade ediyor falan derken adam kadına vurdu !!! İnanabiliyormusunuz bir kadına kendinden 10 yaş falan da büyük bir kadına vurdu ve durmadı erkekle kavga edermiş gibi devam etti. Başka bir adam kavgacıyı boynundan tutup arka kısma getirdi. Nasıl vurursun diye bağırdı, kendini savunması ise stresliymiş, geçim sıkıntısı varmış kadın üstüne gelmiş, hayatında ilk defa bir kadına vuruyormus.

Ama ilk defa vurmadığından eminim, tarzı hiçte öyle değildi. Onun annesini varsa kızkardeşini , şimdi veya ilerideki karısını düşündüm. Ufak bir karşı gelişte göreceği tepki dayak olacak. Belki babası annesini dövüyordu oda öyle gördü, kendi mantığını kullanıcak kadar beyni olmadığı için bunu doğru yol zannediyor.

Benimse tek isteğim böyle erkeklerin yok olması, ben onların yüzüne bakarken midem bulanıyor tiksinti duyuyorum kızlar nasıl böyleleri ile evlenebilir. Nadir erkeğin sonradan şiddet yanlısı olduğu ortaya çıkar. Ama bunlar; duruşlarından, konuşmalarından, hayata bakışlarından kendilerini belli ediyorlar. Tek çözüm ise bunların yok olmaları onlarsız bir dünya ne kadar güzel olur.

31 Mart 2011 Perşembe

Gaia Teorisi


Avrupa Komisyonu yetkilileri çok önemli, son derece gizli bir meselenin çözümü için sizin yardımınızı istedi.
Karınız hiç tanımadığınız bir adamla birlikte dünyanın öbür ucundaki bir adaya gönderildi ve onlardan hiçbir haber alamıyorsunuz.
Korkunç bir fırtına yüzünden bir dağın zirvesinde, gizemli bilimsel olayların ortasında mahsur kaldınız.
Bu arada son elli yılda seri katillerin sayısı on kat arttı.
Ve şiddet kapıda…
Hâlâ korkmuyor musunuz?


Korksanız iyi olur…  ( Kitabın arka kapağından )

Bu kitabı satış görevlisinin tavsiyesi ile almıştım. Kitabı çok beğendim tavsiyelerini hep dikkate alacağım :)

Malum küresel ısınma nedeni ile mevsimsel farklılıklar yaşıyoruz. Kitapta bu farklılıklar iyice artıyor, seller, fırtınal, doğal afetler ...  Doğaya karşı duyarsızlığımız devam ederse ileriki yıllarda yaşayabileceklerimizi görüyoruz. Kitap bir doğal afet sonrası yaşamda kalma çabasından bahsetmiyor. Çok daha fazlası var. Kitapta mevsim anormalliklerine alışılmış, ama doğa yıllarca yapılan haksızlığın karşılığını yavaş yavaş insanoğluna veriyor.

Maalesef insanların, yanınızda yürürken tükürdüğü, sümkürdüğü, arabanın camından çöpü dışarı fırlattığı bir ülkedeyiz. Dışarıda wc'lerde sular açık bırakılır,bu hiç anlamlandıramadığım birşey. Kapatmak zor  mu? Aklım hiç almıyor, su akarken arkanı dönüp nasıl çıkabilirsin? 3 yıl önce çektiğimiz susuzluk da bir ders olmadı sanırım

Doğayı korumak çevreye saygılı olmak için önce aileleri eğitmek gerekiyor. Duyarsız anne babalardan çocuk ne öğrenebilir ki?

28 Mart 2011 Pazartesi

Tam Tersi

Bu mevsim değişkliklerin neden böyle yan etkisi var ki :(  Sebepsiz, anlamlamsız sıkıntı hali var bende. Tabi uykusuzluğun da etkisi çok. Hafta içi zor kalkarken, cumartesi 06:50 de uyanmak ne demek tabi suç gözüme giren güneşte. Günü kaçırmıyım diye erken uyanıyorum ama bu kadarı da fazla canım. Pazar sabahı da 08:00 de uyandım bugün erken kalkmam gerekiyor ya. Tabi durum tam tersi yataktan sürünerek kalktım, hala uykuda gibiyim.

Herkeze güzel bir hafta dilerim :)

23 Mart 2011 Çarşamba

Hemşerim Memleket Nire?



Nerelisin diye başlayan sorular beni deli ediyor.Nereli olduğum ne fark eder? Neen önemli?  İstanbullu'yum cevabı kabul edilmiyor. Hemen arkasından baban nereli? sorusu geliyor. Oda İstanbul'da doğmuş büyümüş deyince eeee deden nereli? sorusu geliyor. Dedem Konya'da doğmuş ama İstanbul Erkek Lisesi'ni kazanınca gelmiş sonra Üniversiteyi de burada okumuş. Babannem Konya'da doğmuş ama 6 yaşında İstanbul'a yerleşmişler.  Daha cümleyi tamamlayamadan bak işte Konyalısın cevabı ve yeni birşey keşfetmiş gibi yüzlerine bir mutluluk çöküyor. Onlar Konya'da doğduğu için ben neden Konyalı oluyorum anlamak zor. Konya'ya sadece ilk defa gittiğimde 7 yaşındaydım, sonrakinde 11 ve bir daha da gitmedim. Yani şehirle hiçbir duygusal bağım yok.

Anneannem ve dedem Çatalca'nın köyünde doğup büyümüşler annemde orda doğmuş ve evlenene kadar orda yaşamış. Bende tatillerimin çoğunluğunu orda geçirirdim. Tabi evlendikten sonra iş güç derken İstanbul'a 1 saat uzaklıkta olmasına rağmen daha az gidebiliyorum. Anneannemler çok sık İstanbul'a geldiği halde köyü özlediğim için fırsat buldukça gitmeye çalışırım. Bu durumda İstanbulluyum sözü kabul edilmiyorsa ben Çatalca'lı olabilirim, çünkü orası ile aramda duygusal bağ var.

Ama nedense bizim toplumda baba tarafın nereli ise oralı sayılıyorsun. Bu nerelisin sorusu karşısında artık pes ettim, çünkü böyle bir soruyu soran nesiller öncesine giderek nereli olduğunu bulmaya çalışıyor. Artık kısaca Konya deyip geçiyorum :) Ama içimden hep Barış Manço'nun şarkısı "Hemşerim Memleket Nire" 'yi söylüyorum. "Bu dünya bizim memleket"