7 Şubat 2011 Pazartesi
Mahşer-İ Cümbüş
Mahşer-i Cümbüş "Doğaçlama Tiyatro"nun öncüleri; izlemekten hiç sıkılmadığım her gösterilerini keyifle izlediğim bir grup. Bir aralar devamlı izlemeye gidiyorduk. Hatta çoğunda yanımızda başkalarını da götürüyorduk beğenmeyen olmamıştı. Fox'da yayınlanmaya başlayınca evden izlemeye alıştık. Ama Fox TV yayın saatlerini düzene sokamamıştı, bazen gece 01'de bazen 02'de başladığı oluyordu. Sanırım bu yüzden TV maceraları uzun sürmedi. Bu Cumartesi Taksim'de olunca onların programıda kendi sahneleri "Hayalhane'" de 20:30'da olunca izlememek olmazdı.
Cumartesi akşamları "Beyin Fırtınası" var. Televizyondakinden farklı olarak burda ikiye bölünmeden beraber oynuyorlar. 3 tane farklı oyunları var. Gene izleyicilerden aldıkları yönelimlerle oyuna başlıyorlar, anında yazıp anında oynuyorlar :)
Onları izlemeyi özlemişim. Arayı açmadan gene gitmek gerek. İzlemeyenlere tavsiye ederim.
Etiketler:
Tiyatro
3 Şubat 2011 Perşembe
Yeni Kitaplarım
Dün kütüphaneme 4 tane yeni kitap eklendi. Bunlardan ikisi Ayşe Kulin'in son kitapları Hayat ve Hüzün.
Veda ve Umut'u okuyalı nerdeyse 3 yıl olmuştu. Umut'da damatlar torunlar ile aile genişlemişti. Bazı isimleri falan unutmuşum diye göz gezdiriyim derken kitabı tekrar okumaya başladım. 2. kez okuduğum ilk kitap Veda ve Umut oldu.
Severek okuduğun bir kitabı, ikincide sonunu bildiğin için acele etmeden yavaş yavaş keyfine vararak okuyabiliyorsun. Yeni kitapları okuduktan sonra kütüphaneye geri dönüp tekrar okumak istediklerimi seçeceğim.
Diğer yeni kitabım "Yeşil Peri Gecesi" bloglardaki güzel yorumları okuduktan sonra çok merak ettim ve aldım. Küçükken bizde Can Yayın'larına ait çoçuk kitapları serisi vardı. Onları okuduktan sonra Can Yayınları'ndan çıkan kitaplar bana hep çocuk kitabı gibi gelmiştir. Şimdi olmadığını bilsemde kitap kapakları hoşuma gitmiyorve bakmıyorum bile. Sonuçta Can Yayın'larına ait ilk kitabım oldu :)
Birde bu rafta gözüken dünya klasiklerini sevmiyorum. Toplamda 4 tane klasik okumuştum sanırım. Sadece "Diriliş" i sıkılmadan okuyabilmiştim. Klasikleri de eşim almış zaten, onda olunca tekrar belki severim diye diğerlerinden okumaya çalıştım ama yok olmadı. Onları okumayı sevmesemde en sevdiğim rafa yerleştiler. Gerçi üst rafları hep eşimin kitaplarına ayırıyorum. Benimkiler ve ortak alanlar her daim rahat ulaşabileceğim raflarda oluyorlar.
4. kitap "Gaia Teorisi" satış elamanı tavsiye etti, konusuda ilginç gelince aldım. Okuduğum kitap bitmeden yenilerinin hazır olmasını seviyorum. Yoksa okurken bu bitince ne okuyacağım kitabım yok diye stres sarıyor. Hazırda bekleyen kitap ne kadar fazla ise o kadar mutlu oluyorum :)
Etiketler:
Kitaplar
1 Şubat 2011 Salı
Bavulları Hazırlasam...
Biz karın yağmasını beklerken oda Şubat'ın gelmesini bekliyormuş. Geçen sene yağmasını istemezken, bu sene yağmayınca Kartepe'yemi gitsek acaba diye düşünmeye başlamıştım. Birşey olmayınca daha çok kıymete biner ya o durum çok olur bende. Bu sene çok kar yağsın istiyorum, ama sonra buz ve çamur olmadan yağmurla akıp gitsin temizlensin. Yollarda düşmeden yürümeye çalışırken komik hallere girmiyim.
Yada bavulları doldurup uzun bir tatile çıkıyım. Orman içinde göl kenarında küçük bir otel olsun. İş güç düşünmeden uzun bir süre kalıyım orda. Yada şirin bir köyde olsam. Elimde örgüm, soba üstünde kestane, her daim sıcak çay olsa. Gerçi kestaneyi fazla sevmem ama şimdi onada özendim. Internet bağlantısı ve laptopda olunca hiç sıkılmam. Belki sonra sıkılmaya başlayınca dönerim.
İşteki yoğunluk ve sıkıntı mı sebep bilmem ama şehir hayatı yordu bu aralar, gitme isteği uyandırıyor. Neyseki ikizler burcu olmanın güzel bir özelliği var. Depresif bir haldeyken kısa bir süre sonra neşeli bir ruh haline geçiş yapabiliyorum. Şimdi geçişi bekliyorum. Bugün güzel bir haber bekliyorum, eğer olursa uzunca bir süre sıkılmam burda :)
27 Ocak 2011 Perşembe
Çocukluk Hayali
Küçükken izlediğim bir yabancı dizinin etkisinde kalarak ablamla biniciliğe özenmiştik. Dizideki kız büyük bir çiflikte yaşıyordu ve kızın kendi atı vardı. O zamanlarda binicilik kursları yaygın değildi hatta bu kurslardan haberdarda değildim. Dedemlerin geniş bahçesinin uygun olduğunu düşünerek ablamla ondan at almasını istemiştik. Anneannem uzunca bir süre bizi oyaladı, daha sonra dedemden acı gerçeği öğrendik. Halbuki atın adı bile hazırdı, at olmayınca adıda benim şifrem oldu mail, blog, üyelik şifremde hep o adı kullanıyorum.
Kendi yapamadıklarını çocuğunun yapmasını isteyen çoğu anne gibi ablam yeğenimi binicilik kursuna yazdırdı. Tatlım bu işi çok sevdi 3 yıldır her hafta sonu gidiyor ama bu yıl dersleri yüzünden ara vermek zorunda kaldı.
Kendi yapamadıklarını çocuğunun yapmasını isteyen çoğu anne gibi ablam yeğenimi binicilik kursuna yazdırdı. Tatlım bu işi çok sevdi 3 yıldır her hafta sonu gidiyor ama bu yıl dersleri yüzünden ara vermek zorunda kaldı.
Geçen seneydi sanırım, onunla kursa gittiğimiz bir gün bende ata bindim. Onun üstünde durmak ne kadar zor geldi anlatamam. Sağa yada sola düşeceğim diye korkmaktan, adama yavaş gidelim hızlanmasın demekten pek birşey anlamadım. Dedemin almamakla bir bildiği varmış demekki :)
Korkmama rağmen o günden sonara binicilik kurslarını inceledim. Çok güzel tesisler var. Pazar günü gidip güzel bir kahvaltı sonrası, atla gezintiye çıkmak güzel olur.
Etiketler:
Birazda Benden
25 Ocak 2011 Salı
Lüsyen
18 yaşınaki Lüsyen Belçika'da bir davette 60 yaşındaki Abdülhak Hamid ile tanışıyor. Herşeyi geride bırakarak onun peşinden İstanbula geliyor. Birlikte savaşın zor şartlarına dayanıyorlar, Cumhuriyet'in kuruluşuna şait oluyorlar. Abdülhak Hamid dönemin en ünlü şairlerinden biri bu nedenle kitapda dönemin ünlü şairlerinide görebiliyoruz, yeni meclisin çalışmalarına, Atatürk'ün davetlerine de denk geliyoruz.
Ben Abdülhak Hamid'in sadece kendini yenilemesini her devre ayak uydurabilmesini sevdim. Ama bencilliği, çapkınlığı, herşey zorken kaçıp olaylar düzelince kendine fırsat yaratması ise hoşuma gitmedi. Lüsyen ile aralarındaki yaş farkı ile sevgileri farklı boyutlara giriyor. Lüsyen'i ise pek anlamadım, böyle bir ilişkide onun yaptığı fedakarlıkları yapmazdım.
Kitap biraz roman biraz belgesel tadında. Okumaya değer.
Etiketler:
Kitaplar
21 Ocak 2011 Cuma
Yüksek Topuk İşkencesi
Bu kadar yüksek topuğu nişanımda ve düğünümüzde giymiştim. O acıdan sonra ise kısa topuklar ve topuksuzlar tercihim oldu. Geçen hafta Derimod'da bunu görünce çok beğendim yüksek diye vazgeçtim sonra denedim ön kısmı platform olunca o yükseklik rahatsız etmedi.
Almayıp daha alçak birşey bulmak için bütün alışveriş merkezini gezdim. Ama aklım onda kaldı tabi. Sizede öyle olurmu birşeyi beğenince başka ne kadar model denesemde gene ona dönerim. Ertesi gün yeni aldıklarımla kombin edip giydim 1,5 saatlik gezide ki arada otuduklarımı saymıyorum, türlü işkenceler çektim. Acıttı mı diye soran eşime durumu belli etmemeye çalışsamda olmadı. Geziyi kısa kesip eve döndük.
Yolda daha yüksek giyenleri acısız bir ifade ile gezerken gördükçe kendimi motive etmeye çalışıyorum. Yüksek topuk giymenin bir formülü varmıdır? Yoksa zamanla alışıp o acı hissedilmiyor mudru? Ben birdahaki sefer yanımda yedek ayakkabımla tekrar giymeyi deneyeceğim sanırım zamanla alışırım.
Herkeze güzel bir haftasonu dilerim.
Etiketler:
Birazda Benden
19 Ocak 2011 Çarşamba
Yeniden "Tarlı Kuşuydu Juliet"
Bu sene tiyatro sezonunu açmakta geç kalınca, beğenmeme riskini almayarak sevdiğimiz bir oyun ile başladık. Geçen sene ilk kendimiz izlemiştik , sonra arkadaşlarla tekrar gittik, cuma akşamı ise 3. oldu. 3 kere izlememden oyunu sizlerede tavsiye edeceğim belli sanırım :)
Şehir Tiyatroları'nda izlediklerim arasında en sevdiğim oyun bu oldu. Çağlar Sorumlu pek sevdiğim bir oyuncu değildi, ama Shakespere rolü ile kendisine hayran kaldım. Dizilerde yeteneğini gösterecek bir karakteri canlandırma şansı olmamış sanırım. Engin Alkan'ı zaten 7 Numara'dan beri çok severim. Oynadığı Rahip Lorenzo adlı karakter anlatılmaz izlenir diyorum :) Rahibin mimiklerini hatırladıkça oyun sonrasında da gülmeye devam ediyorsunuz.
Oyunun konusuna gelirsek Romeo ve Juliet ölümden kurtulmuş büyük bir aşkla evlenmişler birde çocuk sahibi olmuşlardır. Zamanla aşkın yerini kavga almıştır. Bu duruma daha fazla dayanamayan Shakespere mezarından çıkarak duruma müdahe etmek için onları ziyarete gelir. Böylece komedi başlar. Bu oyunda herşey var; oyuncular; oynuyor, yemek yapıyor, şarkı söylüyor, gitar, bateri çalıyor. Eminim oyunu beğeneceksiniz.
Biz oyunu Kağıthane'de Sadabad Kültür Merkezi'nde izledik. Geniş ücretsiz otoparkı, her açıdan rahat gözüken sahnesi, temiz geniş fuaye alanı ile tercih ettiğimiz biryer. Bu oyun Muhsin Ertuğrul'a geçiyor sanırım. Ama başka oyunlarda trafiğe takılmak istemezseniz, park yeri aramak istemiyorsanız burayı tercih edebilirsiniz.
Etiketler:
Tiyatro
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










