27 Ekim 2010 Çarşamba

Darıca Hayvanat Bahçesi

Pazar günü  Darıca Hayvanat Bahçesi'ne gittik. Bir ara maddi imkansızlıklardan dolayı kapatılmanın eşeğindeyken;  sponsorlarında desteği ile durumlarını düzeltmişler.

Hayvanat bahçeleri konusunda hep kararsız kalmışımdır. Bir yandan öldürülme korkusu ve aç kalma derdi olmadan rahatça yaşadıklarını düşünüyorum. Bir yandan da doğada özgürce yaşamak varken, küçük alanlara mahkum olmaları haksızlıkmış gibi geliyor.

Pekçok hayvanı ilk kez gördüğüm için ben orayı çok sevdim. Mesela penguenler, bende kucağıma alıp sevme hissi uyandırdı.



Herşeyin küçüğü daha güzel, bu da tam bir şımarıktı.



Burada olmaktan en çok bu ördekler vb memnunlardır sanırım. Doğal ortamlarına en yakın yerdeler


Lamaları ve ponyleri besleyebiliyorsunuz. En çok eğlendiğim kısım bu alandı.



Timsah seven var mıdır?




Ürkütücü ama heybetli aslanlar





25 Ekim 2010 Pazartesi

Bir Cumartesi Rahmi Koç Müzesi

Uzun zamandır Rahmi Koç Müzesi'ni gezmek istiyorduk. Grupanya'da fırsat çıkınca hemen değerlendirdik. Sanırım müzeyi gezipte beğenmeyen yoktur. Sanayinin gelişimini en rahat görebileceğiniz bir yer. İlk üretilenlerle geçmişte bir yolculuğa çıkarak gelişimlerini görüyorsunuz.
Bu müze Rahmi Koç'un sosyal sorumluluk sahibi olduğunun en güzel kanıtı.  





Hala bu bilgisayarlardan kullanıyor olsak, başında şimdiki kadar vakit geçirmezdim








Minyatür koleksiyonunu çok sevimliydi





Raylı sistemte eskiden kullanılanlar daha yavaş olsada şimdikine göre daha güzeller



Günümüzde bu arabalardan kullansak maaşı benzine yatırırdık




Henry Ford'un ilk ürettiklerinden en beğendiğim de buydu


Müzede vaktin nasıl geçtiği anlaşılmıyor. Bizim gibi ayrıntılı incelemeyi seviyorsanız kapanış saatini dikkate alın.



22 Ekim 2010 Cuma

Sırça Tuzak



Nermin Bezmen ile Sır ve Aurora'nın incileri ile tanıştım. Anlatım dili, konusu ile çok beğenmiştim. Sonra Bizim Gizli Bahçemizden'i okudum. Aralarındaki aşka hayran kalıp acısını hissetmekle beraber kitabı çok sevmedim. Çünkü devamlı benzer aşk sözcükleri ile kurulu bir kitaptı.

Son olarak da Sırça Tuzak adlı kitabını okudum. Sanayi imparatoru olan Vardar Ailesi'ni anlatıyor. Amcalar, halalar ve  çocuklar ile geniş bir aile. Bu zamana kadar herşey güzel giderken,  kıskanç kendinden başka kimseyi sevemeyen kuzen Selçuk ile işler değişiyor. Holdingin başına geçmek için çevirdiği düzenler. Bununla da sınırlı kalmayıp kuzeni Berke'nin elindeki herşeyi almak için yaptıklarını okuyoruz. Berke ise ayrı bir konu ailesine düşkünlüğü ve inancı güzel ama fazla iyi kötülükleri anlayamıyor.

Nermin Bezmen'in ilk okuduğum kitaplarındaki tadı bunda da buldum. Sıkmadan çabuk ilerleyen, güzel bir kitaptı. Devamını da sabırsızlıkla bekliyorum.

Herkeze tatlı haftasonları dilerim.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Bir Gece Sarhoşken...



Alkolun ölçüsünü kaçırınca insanlar farklılaşır. Bazısı saldırganlaşır, bazısı neşelenir, bazısı dur durak bilmeden anlatmaya başlar, bazısı sessizleşir bazısınında benim gibi uykusu gelir. En güzeli çakır keyif duruma gelmişken tadında bırakmak.

Ben alkolu fazla sevmem aramamda. Sadece  bar ortamında veya arkadaşlarla sohbet eşliğinde severim. Sınırımı bilip tadında bırakmayı tercih ediyorum.

Tabi ilk içtiğim zamanlarda bu sınır çok düşüktü 2 bira yeterli oluyordu. Lise sondayız okul bitmiş ÖSS bitmiş, bizim evde Mert bebeğin annesi ile yalnızız. Azıcık içkiden sonra olaylar değişti. Yatmaya karar verdik, mutfaktan yatak odasına gideceğiz, ama halay çekerek gitmeye çalışıyoruz. E tabi zor oluyor, ayaklarımız uymuyor flan, olmaz deyip mutfağa dönüp tekrar halay eşliğinde gitmeye çalışıyoruz. Ardakai kısacık mesafeyi 20 dakikada falan anca bitirip yatak odasına varmışızdır.

Sonra yatma faslı, ama bizim gece daha bitmedi. İnsanlar sarhoşken daha ziyade aşk şarkıları falan söyler. Sanırım bizim o aralar aşk acımız veya başka bir sıkıntımız yokmuş. Hangimiz başlıyor bilmiyorum ama İstiklal Marşı'nı söylemeye çalışıyoruz. E tabi yatarak söylenmez, yatağın üstünde hazırola geçiyoruz. Yani geçebildiğimiz kadar :) Sonra söylemeye çalışıyoruz, ama bu halaydan biraz daha zor tabi. Karıştırmadan söyleyebildiğimiz kadar söyleyip uykuya geçiyoruz.

Hala hatırladığımda çok güldüğüm bir geceydi. Çakırkeyif durumunu biraz aşınca değişik şeyler yaşanabiliyor.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Mert ile Haftasonu



Cuma akşamından arkadaşlarımıza kalmaya gittik. Cumartesi erkekler kampa gitti. Biz de kızkıza kaldık, tabi yukarıdaki yakışıklı da bize eşlik etti. Biraz daha büyüyünce bizi eker sanırım, ama şimdilik anneye mahkum :)

Mert'den daha önce bahsetmiştim. En yakın arkadaşımın oğlu, benimde yeğenim.  4 aylık uslu bir bebek. Her zaman bu kadar uslu olmuyormuş ama beni sevdiği için sanırım hafta sonu devamlı gülücük dağıttı. Tabi bu gülücüklerde devamlı kucakta olmasının etkisi çoktur.

Ben 2,5 yaşındaki hallerine bayılırım. Ama 4 aylık bebeğin keyfide başkaymış. Onu görünce bende özendim. Eve dönünce bebek konusundaki her zamanki düşüncelerim geri geldi.

Çalışan anne olmak zor, bunu da iyi anladım. Hafta için anneanne babanne bakıyor tamam ama gece 2 saatte bir uyanıyor. Bölük pörçük bir uyku ile işe gidiyorsun akşam gene dinlenemeden devam ediyorsun. Arkadaşım her anne gibi bu durumdan şikayetçi değil, onun sevgisinin her yorgunluğu sildiğini söylüyor.

Ben rahata fazla alıştığım için bebek olayı bana zor geliyor. Bebek doğmadan önce gelecek endişeleri başlıyor. herkez gibi bende onun en iyisine sahip olmasını isterim. Bebeğim olursa çalışmak istemiyorum, bütün vaktim onunla geçsin istiyorum, bu şartlarda zor tabi. Böyle endişeler birbirini  kovalıyor.

E annelik duygusunu yaşamadan bilinemeyeceğine göre, şimdilik kesintisiz uykuya devam. Bebek sevgisini de yeğenlerimiz ile tamamlarız.

15 Ekim 2010 Cuma

Kararsız, Yağmurlu Cuma

Benim gibi kararsız biri için karar vermek zor iş.  A'yı seçsem tahmini sonuçları belirler B'yi seçsem tahmini sonuçları belirler karşılaştırmaya çalışırım. Kendimce doğru olanı seçerim.

Bazı konularda ise işin içinden çıkamıyorum. Hayatını önemli ölçüde etkliyecek konularda karar vermek zor. İleride pişman olmak var. Bir anlık geleceğe gidip sonucu görüp geri dönmek istiyorum. Böylece en doğru kararı almış olurum. Yağmurlu havaya uygun bir ruh hali içersindeyim.

Neyseki bugün Cuma, sabah uyandığımda Cuma olduğunu hatırlayıp keyfim yerine geldi. Yağmura inat düşüncelere ara verip günü bitirip hafta sonunun keyfini çıkartmak gerek.

Hepimiz için renkli bir haftasonu olsun...

12 Ekim 2010 Salı

Leyla




Bosnalı Leyla'nın acı dolu hayat öyküsüne ortak oluyoruz. Toplama kampında, askeri birliklerde yaşadığı işkenceler, tecavüzler. Leyla'ın gerçek yaşam öyküsü olduğu için okurken bile dayanmak zor. Savaşda barışda bütün  kadınların aldığı yaralar çok fazla. Vücuddaki yaralar geçsede ruhen açılan yaraların iyileşmesi çok zor. Bin Muhteşem Güneş'den sonra okurken çok üzüldüğüm ikinci kitap oldu.